T.C.

KIRIKKALE ÜNİVERSİTESİ

SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

MUHASEBE FİNANSMAN ANABİLİM DALI

SEMİNER KONUSU

 

Vergi Gelirlerinin, Ekonomik Büyüme ve Kalkınma Kavramlarıyla İlişkisi

HAZIRLAYAN

Oğuz Can TURAN

DANIŞMAN

Prof. Dr. Suphi Aslanoğlu

06/2018

KIRIKKALE

VERGİ GELİRLERİNİN EKONOMİK BÜYÜME VE KALKINMA KAVRAMLARIYLA İLİŞKİSİ

Oğuz Can TURAN

 

ÖZET

Bu çalışmada; devletin kamusal ihtiyaçları karşılamak amacıyla toplamış olduğu vergiler ve devletçe izlenen vergilendirme politikalarının, gerek kalkınma kavramı gerekse de kalkınmanın lokomotifi sayılan ekonomik büyüme kavramı üzerine etkileri incelenmiştir. Çalışmada öncelikle vergi, ekonomik büyüme ve kalkınma terimlerinin kapsamına değinilmiş olup daha sonrasında belirli kriterler altında (ülkelerin siyasi yapıları ve gelişmişlik seviyeleri,  uygulanan vergilendirme politikaları vb.) bu terimler arasında oluşabilecek ilişkilere değinilmiş ve mali literatürde yer alan ampirik çalışmalara ve bu çalışma sonuçlarının özetlerin yer verilmiştir.

 

GİRİŞ

 

Ekonomik anlamda devlet kavramına yüklenilen anlamın zaman içerisinde değişmesiyle beraber devletlerin rolü değişmiş ve faaliyet alanları genişlemiştir. Devlet yalnızca güvenlik ihtiyacını sağlamaya çalışan bir kurum olmaktan çıkmış ve sosyo-ekonomik ve kültürel dönüşümle beraber ticari, sosyal, kültürel ve ekonomi alanlarında etkin rol oynamaya başlamıştır. Bunlardan bir tanesi de uygulanan maliye politikası araçlarından biri olan kamu gelirlerinin, içinde barındırdığı vergi politikaları ile ekonomiye yön verme çalışmasıdır.

 

Ülkelerin uyguladıkları vergilendirme politikaları sonucunda elde ettikleri vergi gelirleri ile ekonomik büyüme ve kalkınma terimleri arasındaki ilişki iktisadi ve mali alanda yoğun tartışmaların olduğu konuların başında gelmektedir. Bu kavramlar arasındaki ilişkinin niteliği ve derinliği birçok faktöre bağlı olarak değişebilmektedir. Mali literatüre kazandırılmış olan ampirik çalışmaların çokluğu ise terimler arasındaki ilişkinin değişkenliğini ve birbirleri üzerinde olan etkileşimleri göstermektedir.

Çalışmanın bundan sonraki bölümlerinde yukarıda bahsedilen iktisadi terimlere ilişkin kısa açıklamalar yapılarak, dolaylı ve dolaysız vergilerin ekonomik büyüme ve kalkınma üzerine etkilerine değinilecek olup ayrıca konunun kapsamlı bir şekilde ele alınabilmesi ve bütün olarak görülebilmesi amacıyla mali literatürde yer alan çalışmalara ve bu çalışma sonuçlarının özetlerine de yer verilecektir.

 

1.VERGİ, EKONOMİK BÜYÜME, EKONOMİK KALKINMA KAVRAMLARI VE EKONOMİK BÜYÜME MODELLERİ

 

Yüzyıllar boyunca kamu finansmanının en önemli enstrümanı olan verginin, Sofistike devlet anlayışında tanımı; devlet tarafından sunulan hizmetlerin karşılığı-ücreti olarak adlandırılırken, gerek devlet gerekse mükellef arasındaki ilişki karşılıklı bir mübadele aracı olarak görülmüş ve devletin vergilendirme gücüne gölge düşürülmüştür. Aristocu devlet anlayışında ise;  devlet, toplumun üzerinde bir varlık sayılması nedeniyle bu güce dayanarak kazandığı meşruiyetle finansman kaynağını sağlaması vergi olarak adlandırılmıştır (Kargı, 2007). Birbirine paralel olan ancak farklı bakış açılarına sahip olan bu anlayışların ardından günümüzde modern anlamda ele alınan ve tanımlanan vergi anlayışına geçilmeye başlanmıştır

 

Günümüzde ise verginin tanımı, devletin kamu harcamalarını finanse etmek amacıyla gerçek ve tüzel kişilerden karşılıksız ve hükümranlık gücüne dayalı olarak almış olduğu para olarak tanımlanabilmektedir. Tarih boyunca devletlerin üzerine vatandaşlar tarafından yüklenen asli görevlerini yerine getirebilmek amacıyla ihtiyaç duydukları ve toplamaya çalıştıkları finansman kaynaklarından en önemlisi vergi gelirleri olmuştur (Göçer, Mercan, Bulut, Dam, 2010).

 

Vergilerin toplanmasının asıl amacı kamu harcamalarına kaynak oluşturmaktır.  Ancak zaman içerisinde vergilerin toplanma amaçlarının değişime uğradığı görülmektedir. İlk başlarda vergiler mali amaç olan kamusal ihtiyaçların giderilmesine yönelik harcamaların finansmanında kullanılsa da süreç içerisinde değişime uğrayarak mali olmayan amaçların gerçekleştirilmesi için de yani iç tasarrufu sağlamaya, yatırımlara kaynak oluşturmaya, gelir dağılımında adaleti sağlamaya, fiyat istikrarını sağlamaya, ekonomik büyümeyi ve kalkınmayı sağlamaya yönelik amaçlar içinde toplanmaya başlanmış ve kullanılmıştır (Sandalcı, Sandalcı, 2017). Bu açıklamalar üzerine; ilk başta sadece kamu harcamalarını karşılamak üzere yani mali amaçla toplanan vergi gelişen süreçte ekonomik ve sosyal amaçlarla toplanmaya ve kullanılmaya başlanmıştır. Öyle ki; günümüzde maliye politikasının en önemli aracını vergiler oluşturmaktadır. İki amaca yönelik olarak bir örnek vermek gerekirse; tütün ve tütün ürünleri ile alkol bağımlılık yaptığı bilinen maddelerdir. Bu kapsamda vergi gelirlerini artırmak isteyen bir hükümet esnekliği düşük olan bu mallar üzerine vergi koyduğu zaman amacına ulaşabilecektir. Ancak bunun yanında tütün ve alkol ürünlerinin insanların sağlığına ve topluma zarar verdiği bilincinden hareketle bunun üzerine vergi yükü getirmekle de hükümetler sosyal amacına erişmiş olabilir. Ekonomik büyüme kavramını ise; kişi başına düşen gerçek gelirin artması veya reel milli gelirin artması olarak tanımlamak mümkündür. Ekonomik büyümeyi gerçekleştirmek ve sürdürmek devletlerin hem iktisat politikalarının hem de maliye politikalarının nihai amacıdır. Maliye politikasının temel amacı her ne kadar ekonomik istikrarı sağlamak olsa da aynı zamanda ekonomik büyümeyi de hedeflemesi gerekmektedir. Bu nedenle mali anlamda kısa vadede hedeflenen ekonomik istikrar olsa da uzun dönemde ekonomik büyümenin sürdürülmesi ve akabinde ekonomik kalkınmanın da gerçekleştirilmesi maliye politikasının amaçlarındandır (Demircan, 2003). Bu nedenle maliye politikasının en önemli aracı olduğunu belirttiğimiz vergiler büyüme ve kalkınma rakamları üzerinde çok önemli role bürünmektedir. Bu anlamda vergiler büyümeye destek olabileceği gibi alnı zamanda ülkede büyüme rakamlarının artışına engel de olabilmektedir.

 

Ülkelerin ekonomik gelişme göstermesi iki şekilde gerçekleşir. Birincisi, tam istihdam düzeyinde kullanılamayan ekonomik kaynakların daha etkili kullanılmaya başlanması ve ekonominin tam istihdam düzeyine getirilmesidir. İkinci durum ise potansiyel kaynaklarını aktif şekilde kullanabilen ekonomilerde, ekonomiye yeni kaynaklar enjekte edilerek ekonomik kapasitenin artırılması sağlanır ve böylece büyüme gerçekleştirilebilir (Paksoy, Bakan, 2010).

 

Ekonomik büyüme sorunu iktisat biliminin ortaya çıkmasından bu yana tartışılagelen ve üzerine farklı fikirlerin geliştirildiği bir alan olmuştur. Bu alanda genel kabul görmüş olan modeller; Harrod-Domar Büyüme Modeli, Neo-Klasik Yaklaşım ve İçsel Büyüme Modelleridir.

 

Keynesyen görüşün büyüyen bir ekonomide geçerliliğini araştıran Harrod-Domar büyüme modeli, 1956 yılında ortaya çıkan Neo-Klasik anlayışa kadar büyüme teorilerinin temelini oluşturmuş, toplam üretim fonksiyonu üzerinden, ekonomik büyüme ve sermaye birikimi arasındaki ilişkiyi incelemiştir. Bu görüş klasik iktisat anlayışının aksine ekonomik büyümenin temelin de doğal kaynaklardan ziyade sermaye birikiminin etkin rol aldığını savunmuştur (Gür, 2014). Doğal kaynakları bulunmayan veya yeterli birikimi olmayan bir ekonomide de sermaye birikiminin nasıl ve ne şekilde sağlanacağı ekonominin hangi kriterlerle harekete geçirileceği net olarak cevaplanamayan ve halen süregelen bir tartışma konusu olmaya devam etmektedir.

 

Harrod-Domar modeli temelde, büyüme hızının sermaye birikimi tarafından belirlendiği fikrini öne sürer. Teoriye göre, devletin maliye politikası araçları ile ekonomiye müdahale ederek hedeflenen büyüme hızını gerçekleştirmesi veya uzun dönem büyüme hızında meydana gelebilecek sapmaları gidermesi mümkün olabilecektir. Bu kapsamda, devlet kamu yatırım harcamaları ile bir taraftan ekonomik kalkınmanın gerçekleştirilmesinde önemli bir rol oynarken, diğer taraftan, vergi politikasını ekonominin toplam tasarruf hacmini arttırıcı yönde kullanabilir. Bu durumda kamu tasarruflarını arttırmak, özel yatırımları teşvik etmek, ekonomik kalkınmadan doğan ve ekonomik kalkınmayı tehlikeye sokabilecek yapısal dengesizliklere karşı koymak mümkün olabilecektir (Demircan, 2003).

 

Neo-Klasik büyüme kuramıysa; ekonomik büyüme üzerinde etkili olan emek ve teknolojik gelişme vb. faktörlerini ihmal eden Harrod-Domar modelinin aksine üretim faktörlerinden emek ve sermaye arası ikame ilişkisinin mevcut olduğu bir üretim fonksiyonunu benimseyerek Harrod-Domar modelinin zayıf yönlerini gidermeye çalışmıştır. Söz konusu modelde büyüme hızının teknolojik gelişme ve nüfus artışı tarafından belirlendiği dikkate alınmış, teknolojik gelişmeleri ise ekonomik büyümeye daimi surette etki yapan dışsal bir güç olarak ele almıştır (Paksoy, Bakan, 2010). Buna göre ülkelerin kişi başına gelir ortalamasını artırmak ve gerçek bir büyümede söz edebilmek için en azından nüfus artış hızının üzerinde büyüme kaydetmesi gerektiği açıktır (Önder, 2015).

 

Neo-Klasik büyüme modeli durağan durumda büyümenin vergi politikası tarafından etkilenmediğini öne sürmektedir. Bir başka deyişle, vergi politikası uzun dönemde hasıla seviyesini azaltsa dahi, uzun dönem ekonomik büyüme oranları üzerinde etkili değildir (Erdoğan, 2012). Bu durum, hükümet yatırımları gibi geleneksel makroekonomik politikaların kişi başına gelir düzeyini etkileyebildiği, ancak ekonominin uzun vadeli büyüme oranı üzerinde etkili olmadığı anlamına gelmektedir (Gür, 2014).    

 

1990’ lı yıllarda ortaya çıkan Romer, Lucas, Barro ve Becker gibi isimlerin öncülüğünde ortaya konulan çalışmalarda ise sağlık, eğitim, teknoloji, araştırma ve geliştirme(Ar-Ge), finansal ve mali yenilikler, ölçek ekonomileri, gelir dağılımı gibi önceden ele alınmayan konular ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki teorileştirilmiş ve bu yeni model içsel büyüme modelleri olarak literatürde yerini almıştır. Bu model kendinden önce geliştirilen modellerde kabul edilen teknolojinin dışsal olarak değerlendirilmesi fikrini reddetmiştir. İçsel büyüme modellerinde piyasalar eksik rekabette faaliyet göstermektedirler ve sermayenin artan getirisinin söz konusu olduğu varsayılmaktadır. Modelin öncülerinden Barro, vergilerle karşılanan kamu harcamalarının ekonomik büyümeyi olumlu yönde etkileyeceğini savunan bir model geliştirmiştir. Kamu harcamaları olarak isimlendirilen bu modele göreyse; devletlerin, büyüme için yatırım yapmak, hem de yatırımları artırmak için özel sektörü teşvik ve sübvansiyonlar aracılığıyla desteklemeleri gerekmektedir. Model de temel argüman ise vergilerle finanse edilen kamu harcamalarının belirli bir verimlilik oranına kadar ekonomik büyümeyi artırdığıdır. Ancak burada değinilmesi gereken bir diğer noktada içsel büyüme modellerinde tüm vergilerin büyümeye pozitif etki etmediğini vurgulamak olacaktır. Önemli olan vergilerin beşeri sermaye üzerine olan etkisidir, beşeri sermayeyi azaltan vergilerin içsel büyüme modellerine göre ekonomik büyüme üzerinde olumlu bir etki yaratamayacaktır (Karayılmazlar, Göde, 2017).

 

Ekonomik kalkınma kavramı ise; bir toplumun ekonomik, sosyal, sağlık ve siyasal açıdan refah seviyesini yükseltmesine denir. Kalkınma ile birlikte ekonomide sayısal gelişme yanında sosyal ve siyasal kurumların yapısal olarak değişmesi ve gelişmesi söz konusu olur.

 

Ekonomik kalkınma; bir ülkenin ekonomi yapısındaki değişim ve kişi başına düşen gelirlerindeki artış sürecidir. Pozitif bir kavramı olan ekonomik kalkınma, kalkınmakta olan ülkenin gelişmesini ifade eder. Ekonomik açıdan kalkınan bir ülkede;  mal ve hizmet üretim kapasitesinin yükselmesi, gelir dağılımının iyileştirilmesi, millî gelirin artması ve ekonomide dışa bağımlılığın azaltılması söz konusudur.

 

Yukarıdaki tanımlardan da anlaşılacağı üzere; ekonomik kalkınma kavramı, ekonomik büyüme kavramından daha fazla anlam ifade etmekte ve aslında eknomik büyümeyi de kapsamaktadır. . Dolayısıyla milli gelir artışı, sağlık, eğitim, sosyo-kültürel yapı vb. gibi kavramları da kendi bünyesinde barındırmaktadır.

 

2.DOLAYLI VE DOLAYSIZ VERGİLEME POLİTİKALARININ, EKONOMİK BÜYÜME VE KALKINMA ÜZERİNE ETKİLERİ

 

Vergi sistemlerinde dolaylı ve dolayız vergileme yöntemleri geleneksel tasnif yöntemleri olup bu iki vergileme tekniğinin toplam vergi gelirleri içerisinde payı oldukça önem arz etmektedir. Ülkelerin gelişmişlik düzeyine bağlı olarak başlangıçta dolaylı vergilerin, vergi gelirleri içerisindeki payı ağır basmakta iken, kişi başına düşen milli gelirin artması, sanayileşme, ekonomik ve kültürel yapının iyileşmesi, kurumsallaşma, vergi bilincinin yerleşmesi vb. faktörlerle dolaysız vergilerin, vergi sistemi içerisindeki ağırlığı artmaktadır. Teorisyenler açısından kabul görmekte olan genel anlayış ise;  bu iki vergi türünün ülkenin mali sistemi içerisindeki payının birbirine yakın olması gerektiğidir (TÜSİAD, 2012). Kalkınma ile doğrudan ilintili bir kavram olan gelir dağılımında adalet ile karşılaştırıldığı durumda ise; dolaylı vergilerin payının yüksek olması veya en azından dolaysız vergilere eşit olması gelir dağılımında adaleti olumsuz etkileyecek olup kalkınma hamlesine olumsuz etkide bulunacaktır. (Önder, 2015). Bu durum vergi türleri itibariyle ayrı başlıklar altında ilerleyen sayfalarda ele alınmıştır.

 

2.1.Gelir Üzerinden Alınan Vergilerin Ekonomik Büyüme Üzerine Etkileri

 

Vergilerin ekonomik büyüme ve kalkınma kavramlarıyla ilişkisini incelenirken, gelir üzerinden alınan dolaysız vergilerin ekonomi üzerindeki etkisini ve harcamalar üzerinden alınan dolaylı vergilerin ekonomi üzerine etkisini ayrı ayrı ele almak gerekir. Ayrıca bu vergi türlerinin ekonomide ki göreceli ağırlıklarının yanı sıra ülkelerin ekonomik gelişmişlik seviyelerinin de dikkate alınması önem arz etmektedir.

 

Gelir üzerinden alınan vergiler; gelir vergisi ve kurumlar vergisinden oluşmaktadır. Aslında aynı amaca hizmet eden ve aynı niteliklere sahip olan iki vergi türünün arasındaki en büyük fark birisi gerçek kişiler üzerinden alınırken diğerinin tüzel kişiler üzerinden alınmasıdır. Bu vergiler, verginin ekonomik kaynaklara göre alınması ilkesinden doğmuştur. Gelir vergisi, gerçek kişilerin belirli bir dönemde elde ettikleri kazanç ve iratların safi tutarları üzerinden alınmakla beraber, mükelleflerin kişisel ve ailevi durumlarını da dikkate alarak hesaplanan, artan oranlı tarifeye sahip, dolaysız ve sübjektif karakterli vergilerdir (Demircan, 2003). Bu bağlamda dolaysız vergiler dolaylı vergilerle karşılaştırıldığında, gelir dağılımında adaletin sağlanması amacına daha etkin hizmet etmektedir.

 

Gelir vergisi, ekonomik kalkınmanın finansmanının başında yer alan vergi türüdür. Bu vergi oranındaki artış kişilerin tasarruf ve yatırım kararlarını önemli ölçüde etkileyebilmektedir. Bu durumda ekonomik ajanların satın alma gücünde meydan gelen daralma sermaye birikimini de olumsuz etkilemektedir. Ancak devlet toplanan vergilerin kullanım alanına bağlı olarak gerçekleşecek tasarruf yetersizliğini bertaraf ederek ekonomik büyümeyi sağlayabilir. Az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde toplanan vergilerin yatırım harcamalarında değil de cari harcamalara kanalize edilmesi ülke ekonomisi açısından olumsuzluklara neden olabilmektedir (Demircan, 2003). Kısa vadede olumlu bazı yönleri bulunan cari harcamalar uzun dönemde enflasyon artışı, işsizlik ve verimsiz alanların oluşumuna neden olabilmektedir.

 

Kurumlar vergisi ise, kurum kazançları üzerinden alınan vergiler olup, söz konusu vergilerin ekonomi üzerine etkisi kısa ve uzun vade de farklılık gösterebilmektedir. Kurumlar vergisinde meydan gelen değişikliğin ekonomi üzerinde nihai etkisinin ölçülmesi ise yatırımların getirisinin azalıp azalmamasına göre değişiklik göstermektedir. Yatırımlar üzerinde olumsuz etki eden kurumlar vergisi politikası beraberinde ekonomik büyümeyi de aynı yönde etkilemektedir (Paksoy, Bakan, 2010).

 

Gelir üzerinden alınan vergiler ülke ekonomisinde gerek büyümenin gerekse kalkınmanın sağlanması için yapılacak vergi indirimleri ile yakından bağlantılıdır (Demircan, 2003). Vergi oranlarındaki yükselişlerin ekonomik büyümeyi olumsuz yönde etkileyeceğini savunan Arthur Laffer öncülüğündeki arz yanlı iktisat yaklaşımı, Keynesyen talep yönlü yaklaşımın ortaya çıkarmış olduğu problemlere yönelik vergi indirimlerini önermiştir. Bu öneri ile literatüre Laffer Eğrisi kazandırılmıştır. Laffer eğrisine göre vergi oranlarındaki meydana gelen bir artış belirli bir noktaya kadar (optimal düzey) vergi gelirlerini artıracak ve artan bu gelirler de toplam piyasa üretimi olan GSYH’ nın artmasına neden olacaktır (Karayılmazlar, Göde, 2017).  Ancak optimal düzeyde vergileme aşıldıktan sonra bu durum tersi yönde işlemeye başlayacaktır.

 

Vergi oranları ile toplam piyasa üretimi ve vergi gelirleri ilişkisi (Kaynak: Aktan, 1994)

 

Şeklin sağ tarafında vergi oranları ile vergi gelirleri arasındaki ilişkiyi, sol tarafında ise vergi oranları ile toplam piyasa üretimi arasındaki ilişki gösterilmektedir. Şeklin sol tarafında vergi oranının sıfır olduğu durumda toplam piyasa üretimi Y1 düzeyindedir. Vergi oranlarının arttırılmasıyla toplam piyasa üretimi de artmaktadır. Toplanan vergileri kullanarak salt ve yarı sosyal mal sunumunda bulunurken devletin yaptığı olduğu üretim piyasanın faaliyetleri üzerinde de olumlu etkilere sahip olmaktadır. Bunun sonucunda da GSYH artışı ortaya çıkmaktadır. Belirli bir noktaya kadar bu durum gerçekleşirken bir noktadan sonra durum terse dönmeye başlamaktadır. L noktasından (optimal nokta) itibaren vergi artışları piyasa üzerinde negatif etkilere sahip olur ve bu da toplam piyasa üretimini düşürür. Bunun nedeni de yüksek vergilerin fiyatlar üzerindeki olumsuz etkisidir. Şeklin sağında ise ise vergi oranları ile vergi gelirleri arasındaki ilişki gösterilmiştir. Vergi oranlarının belirli bir noktaya kadar arttırılmasıyla paralel olarak ( D ) vergi gelirleri de artmaktadır. Bu noktadan (D) sonra vergi gelirlerinde gerçekleşen azalış bireylerin yüksek vergi oranları sebebiyle çalışmaktan vazgeçip boş zamanı tercih etmeleri sebebiyledir. Bu duruma ikame etkisi adı verilmektedir. Literatürde Laffer Etkisi adı verilen bu hipoteze göre maksimum üretim miktarına düşük bir vergi oranıyla ulaşmak mümkün olacaktır (Demircan, 2003).

 

Bu ilişkiyi tersten okuduğumuz da dolaysız vergilerde yapılacak indirimlerin insanların tasarruf etmek kabiliyetini arttırabilecek, girişimci olma ve yatırım yapma güdülerini arttırarak ekonomik büyüme üzerinde olumlu bir etki meydan getirecektir. Aynı zamanda düşük vergi oranları uygun bir denetim mekanizması ve yüksek vergi cezaları varsayımı altında mükelleflerin kayıt altına alınmalarına, belge düzenine uyulmasına ve mali idareyle daha güvenilir ilişki kurmasına katkıda bulunacaktır. Ayrıca ekonomideki faaliyetlerin artışına paralel olarak, istihdamın artması ve işsizliğin azalması gibi önem arz eden iktisadi ve sosyal yansımaları olan sonuçlar doğurabilecektir (TÜSİAD, 2012).

 

Vergi indirimleri vergi kayıp ve kaçaklarıyla mücadelede de olumlu etkiler yaratmaktadır. İndirimlerin miktarı ve niteliğine bağlı olarak kayıtlı hale gelen mükellef sayısı arttıkça vergi kaçakçılığıyla mücadele maliyetleri düşecek, kayıtlı istihdam oranı artacak, işsizlik yardımları düşecektir. Vergi indirimleri ile artan üretim, yatırım ve istihdam toplam kamu gelirlerini olumlu etkiler ve yapılan bu vergi indirimleri ile bir zincirleme dışsal tasarruf sağlanmış olur (Demir, Sever, 2017).  Bu durumun vergi indirimini yapan otorite tarafından arzu edildiği gibi gerçekleşmemesi halinde vergi gelirlerinin azalacağı ve farklı sonuçlara yol açacağı da göz önünde bulundurulmalıdır.

 

Vergi indirimlerinin çalışanlar üzerindeki etkisine değinmek gerekirse emek arzı üzerine etkileri de önem arz etmektedir. Emeğin vergilenmesini doğrudan hedef alarak reel emek gelirini düşüren bir vergileme sistemi, insanların çalışma isteklerini olumsuz yönde etkileyebilecektir. Bu durum karşısında insanlar eski gelir düzeyine ulaşmak için daha çok çalışacağı gibi daha az emek arz ederek ödemek zorunda kalacağı vergiyi de azaltma yoluna gidebilir.  

 

2.2.Gider Üzerinden Alınan Vergilerin Ekonomik Büyüme Üzerine Etkileri

 

Dolaylı vergiler mal ve hizmet kullanımından veya yapılan harcamalar üzerinden alınan vergilerdir. Vergiye tabi mal ya da hizmetlerden yararlanan herkes, gelir düzeyi ne olursa olsun, aynı oranda vergi öder. Bu vergilerde vergi mükellefi ile ödeyicisi farklıdır. KDV ile özel tüketim vergisi, dolaylı vergiler arasında yer alır (Temiz, 2008). Bu vergi türü gelir dağılımında adaleti bozucu etkileri nedeniyle eleştirilmektedir. Ancak tüketim üzerinden alınan bu vergiler devlet açısında mali-ekonomik ve sosyal amaçları gerçekleştirebilmek için vazgeçilmez bir gelir ve politika unsurudur.

 

Mal ve hizmetler üzerinden alınan dolaylı vergiler ise tüketicinin ödediği fiyatla üreticilerin aldıkları fiyatlar arasında bir farklılık oluşmasına yol açmakta, mal ve hizmetlerde göreli olarak fiyat değişikliğine yol açarak, fiyatların ekonomideki yol gösterici rolünün bozulmasına ve kaynak dağılımında adaletsizliğe yol açabilmektedir (Turan, 2008). Bu durum özellikle marjinal tüketim eğilimi yüksek olan gelişmekte olan ülkelerde daha fazla görülmektedir.  

 

Vergilendirme politikalarından beklenilen durum, vergi tahsilâtının çoğunun dolaysız vergilerle sağlanmasıdır. Ekonomik büyümeyi en çok destekleyen de bu vergilerdir (Göçer, Mercan, Bulut, Dam, 2010). Ancak dolaylı vergiler ülkelerin ekonomik yapılarına uygun kullanıldığı takdirde, dolaysız vergiler kadar etkili olmasa da ekonomik büyüme ve kalkınma üzerine olumlu yönde etkide bulunabilir. Özellikle harcama üzerinden alınan vergilerde gümrük vergileri yoluyla yurtiçi sanayi korunabileceği gibi, lüks tüketimde azalış sağlanıp tasarruf oranı artırılıp, ülke kaynaklarının daha etkin kullanılması sağlanabilir (Demircan, 2003).

 

Ancak tüketimde talebinin azalmasının ve tasarruf oranında artış sağlanmasının yatırım artışına yol açabilmesi için, talebi kısılan yerli tüketimin yurtdışı talep ile karşılanabilmesi ve yeni yatırımların yaratacağı üretim artışının satılabilmesine bağlıdır. Bu nedenle dolaylı vergi artışları yoluyla meydan gelen tüketim azalmasının ve tasarruf artışının her zaman yatırım artışına dönüşmeyeceği göz ardı edilmemelidir. İhracat imkanlarının olmadığı durumlarda mevcut yurtiçi talepteki azalış geleceği yönelik beklentileri olumsuz yönde etkileyeceği için, çarpan etkisinden dolayı yatırımlarda oluşacak daralmanın tüketimdeki azalmadan daha fazla gerçekleşmesine neden olabilecektir. Sonuç olarak dolaylı vergilerin toplam yatırımlarda meydana getirebileceği artış, kapasite kullanım oranları, karlılık düzeyi, geleceğe yönelik beklentiler gibi birçok faktöre bağlıdır (TÜSİAD, 2012).

 

Maliye ve iktisat politikalarının ortak amaçlarından birisi olan ekonomik büyümenin ve kalkınmanın sağlanmasında vergi politikaları önem arz etmektedir. Ülkelerin ekonomileri içerisinde dolaylı ve dolaysız vergilerin payı, rolü her ne kadar farklı olsa gerekli düzenlemeler ile ekonomik büyüme ve devamında sağlanabilecek olan ekonomik kalkınmaya katkı sağlamaları gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde mümkün olmaktadır (Demircan, 2003).

 

Bu durumu aşağıdaki Tablo (1) yardımıyla şu şekilde ifade etmek mümkündür.

Dolaylı Vergiler Dolaysız Vergiler
Yurtiçi sanayinin korunması; * Gümrük vergileri Vergi indirimleri;

*           İstihdam artışı

  • Milli gelir artışı
  • Verimlilik ve üretim artışı
  • Yatırımların artışı
  • Tasarruf artışı
  • Arz artışı-enflasyonun                                          önlenmesi
Tüketimin kısılması;  * Dolaylı vergilerin                                                   artırılması

                                     * Lüks tüketimin azaltılması

Tasarrufun teşviki; * Tüketimin kısılması

                                  * Harcamaların yatırımlara aktarımı  

Vergi sistemi ve idaresi; * Etkin vergi tahsilatı

  • Vergi gelirlerinde artış
  • Etkin vergi politikası
Döviz tasarrufu; * Yüksek ithalat vergileri

                            

Vergisel teşvikler, * Üretim artışı

                  * Yatırım ve tasarruflarda artış              

                  * Bölgesel eşitsizliklerin                   azaltılması

 

Tablo 1 : Ekonomik Büyüme ve Kalkınmanın Dolaylı – Dolaysız Vergi İlişkisi (Kaynak; Demircan, 2003)

 

  1. LİTERATÜR

Ülkelerde uygulanan vergi politikalarının ekonomi üzerindeki etkileri konjonktürel durumlara göre değişkenlik gösterebilmektedir. Vergilendirme politikalarının ekonomik büyüme üzerine etkileriyle ilgili literatüre kazandırılan ampirik çalışmalar ise Tablo (2) de gösterildiği gibidir (Organ, Ergen, 2017).

 

Yazar / Çalışmanın

Yılı

Analizin

Yapıldığı

Ülke

Analizin

Kapsadığı

Yıllar

Kullanılan

Ekonometrik

Yöntemler

Bulgular
Marsden (1984) 20 Ülke 1970-1979 Resgresyon

Analizi

Vergi gelirlerinin milli gelir içindeki payının %1 azalması, ekonomik büyümeyi %0.36 olumsuz etkilemektedir.
Engen ve Skinner (1996) Birleşik Devletler 1959-1994 Panel ve

Regresyon

Analizi

Vergilerin ekonomik büyüme üzerinde etkisi olmakla birlikte bu etkinin boyutu çok azdır.
Kneller vd. (1999) 22 OECD

Ülkesi

1970-1995 (Statik) Panel

Analizi

Gelir ve sermaye üzerindeki vergiler (Bozucu etkisi olan vergiler) ekonomik büyümeyi olumsuz etkilemektedir.
Widmalm

(2001)

23 OECD

Ülkesi

1965-1990 Uç (aşırı) sınır analizi Kişisel gelirin vergilendirilmesi yükseldikçe, ekonomik büyüme negatif yönde etkilenmektedir.
Anastassiou ve

Dritsaki

(2005)

Yunanistan 1965-2002 Birim kök testi ve ko-entegrasyon analizi Toplam vergi gelirleri, gelir vergisi ve sermaye üzerindeki vergiler, tasarruf ve büyüme oranları arasındaki ilişki analiz edilmektedir. Sonuç olarak, vergi gelirleri ile ekonomik büyüme arasında ilişki olduğu tespit edilmektedir.
Lee ve Gordon (2005) 70 Ülke 1970-1997 Panel ve

Regresyon

Analizleri

Kurumlar Vergisi oranında %10’luk bir azalış, ekonomik büyümeyi %1 ila 2 seviyesinde artıracağı tespit edilmektedir.
Durkaya ve Ceylan (2006) Türkiye 1980-2004 Engle-Granger koentegrasyon

testi, hata düzeltme

modeli ve

Granger nedensellik testi

Dolaysız vergiler ile ekonomik büyüme arasında çift yönlü nedensellik ilişkisi bulunmaktadır.

Dolaylı vergilerin ekonomi üzerindeki etkisi ise istatistiksel olarak anlamsızdır.

Mucuk ve Alptekin (2008) Türkiye 1975-2006 Ko-entegrasyon ve Granger

nedensellik

Dolaylı, dolaysız vergiler ile ekonomik büyümenin birlikte hareket ettiği ve dolaysız vergilerden ekonomik büyüme doğru tek yönlü bir nedenselliğin olduğu saptanmaktadır.
Temiz (2008) Türkiye 1960-2006 Johansen Eşbüt ünleşmeTesti

ve hata

düzeltme modeli

Toplam vergi gelirleri ile ekonomik büyüme arasından nedensellik bulunmaktadır.
Göçer vd. (2010) Türkiye 1924-2009 Sınır Testi

Yaklaşımı

Dolaylı ve dolaysız vergiler ile ekonomik büyüme arasında kısa ve uzun dönemde pozitif yönlü ve anlamlı ilişki vardır.
Ünlükaplan ve Arısoy (2011) Türkiye 1968-2006 Eşbütünleşme Analizi, Granger nedensellik Testi, Etki-tepki

analizleri

Eşbütünleşme sonuçlarına göre, vergi yükü ve vergi karması (dolaylı vergiler/dolaysız vergiler) ile ekonomik büyüme arasında uzun dönemli ilişki vardır. Kısa dönemde ekonomik büyüme, vergi karmasının Grangernedenseli iken, uzun dönemde iki değişken ile ekonomik büyüme serileri karşılıklı birbirlerinin Granger nedenidir. Genel olarak vergi geliri ekonomik büyümeyi olumlu etkilemektedir.
Mangır ve Ertuğrul (2012) Türkiye 1988-2011 Sınır testi eşbütünleşme

ve ARDL

yöntemleri

Vergi yükü ve ekonomik büyüme arasında eşbütünleşme tespit edilmektedir. ARDL sonuçlarına göre, kısa ve uzun dönemde değişkenler arasında negatif ilişki bulunmaktadır.
Erdoğan vd. (2013) Türkiye 1998-2011 Eşbütünleşme analizi ve hata düzeltme modeli Dolaylı vergiler ile ekonomik büyüme arasında uzun dönemli ilişki saptanmaktadır. Ekonomik büyüme açısından kısa dönemde dolaysız vergilerin daha etkin olduğu, uzun dönemde ise dolaylı vergilerin ön planda olduğu vurgulanmaktadır.
Canavire-

Bacarreza vd.  (2013)

19 Latin

Amerika

Ülkesi – 81 Gelişmiş ve Gelişmekte olan ülke

1990-2009 VAR Metodu

(Etki-tepki analizi) Panel Analizi

Genel olarak kişisel gelir vergisinin ekonomik büyüme üzerindeki negatif etkisi önemli boyutta değildir. Fakat Latin Amerika ülkelerinde yüksek oranda kişisel gelir vergisi, ekonomik büyümeyi negatif etkilemektedir. Kurumlar vergisinin ise ekonomik büyüme üzerindeki etkisi genel olarak negatif olarak gözlemlenmektedir.

 

Tablo 2 : Vergi ile ekonomik büyümeye ilişkin ampirik çalışmalar (Kaynak; Organ, Ergen, 2017)

 

Tablo da yer alan mali literatürde; vergi gelirleri ile ekonomik büyüme-kalkınma arasında bir ilişkinin var olmadığını ortaya koyan çalışmalar olduğu gibi, tek yönlü veya çift yönlü ilişkinin var olduğunu ancak ülkelere, ampirik çalışmaların uygulandığı dönemlere, uygulanan bilimsel metodlara ve vergi türlerine göre farklılık görüldüğünü ortaya koyan çalışmalar da mevcuttur.

 

5.SONUÇ

 

Günümüzde vergi tanımının, devletin kamu giderlerini finanse etmek üzere gerçek ve tüzel kişilerden karşılıksız ve zorunlu olarak almış olduğu para olarak tanımlanmaktadır. Devletlerin en önemli finansman aracı olan vergilerin toplanma amaçlarının ilk başlarda kamusal ihtiyaçların giderilmesi gereksiniminden doğduğu ancak zamanla devlet anlayışı kavramının değişmesi ve gelişmesiyle birlikte farklı amaçlar için de kullanılmaya başlandığı ortaya çıkmıştır. Bu amaçlar vergilemenin mali olmayan (ekstra fiskal) boyutunu kapsayan; ekonomik istikrarı sürdürmek, büyümeyi ve kalkınmayı sağlamak, kaynak ve gelir dağılımında adaleti sağlamak gibi hedeflere yöneliktir. Ayrıca sosyal amaçlarını da göz ardı etmemek gerekmektedir.

 

Vergi sisteminin teorik yakından ilişkili olduğu büyüme kavramı ise; kişi başına düşen reel milli gelir artışı olarak tanımlanırken, bununla beraber sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik yapıda olumlu anlamda meydana gelen gelişmeler ise kalkınma olarak tanımlanmaktadır.  Teorisyenler, iktisadi ve mali anlamda bu kavramlar arasındaki ilişkileri açıklamaya çalışmış ve sonucunda genel kabul görmüş olan ekonomik büyüme modelleri geliştirilmiştir. Aynı zamanda geliştirilen bu modeller belirli dönemler itibariyle ülkelerin ekonomi politikalarına yön vermiştir.

 

Genel olarak; bireylerin, kişisel ve ailevi durumlarını da dikkate alan, artan oranlı tarifeye ve sübjektif karaktere sahip olan dolaysız vergiler grubunun, indirim ve teşvik mekanizmasıyla ekonomi üzerinde olumlu etkilere sahip olduğu söylenmiştir. Harcamalar üzerinden alınan dolaysız vergi grubununsa ülkelerin ekonomik yapılarına uygun kullanıldığı takdirde, dolaysız vergiler kadar etkili olmasa da ekonomik büyüme ve kalkınma üzerine olumlu yönde etkide bulunabileceği ifade edilmektedir. Ancak vergi gelirleri ile ekonomik büyüme-kalkınma ilişkilerini etkileyebilecek olan birçok faktörün varlığı da göz ardı edilmemelidir.

 

Bu alanda mali literatüre kazandırılmış olan ampirik çalışmalarda ise vergi gelirleri ile ekonomik büyüme-kalkınma arasında bir ilişkinin var olmadığını ortaya koyan çalışmalar olduğu gibi, tek yönlü veya çift yönlü ilişkinin var olduğunu açıklayan çalışmalar da yapılmıştır.

 

Mali yazın alanında birçok görüşün olduğu bu konu ülkelerin gelişmişlik düzeylerine, vergi sistemlerinin yapısına ve etkinliklerine ve ekonomik konjonktürler gibi birden fazla faktörü bünyesinde barındırmakta olduğundan tartışmalara açık olmaya devam edecektir. Bu nedenle her ekonomide ilişki düzeyinin farklı olduğunu söyleyebiliriz.

 

KAYNAKÇA

 

DEMİR, M., SEVER, E., (2017), “Vergi Gelirleri Ekonomik Büyüme İlişkisi: OECD Ülkelerine İlişkin Panel Veri Analizi”, Aksaray Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt:9, Sayı: 2, s.51-66, Mayıs, 2017.

 

DEMİRCAN, E. S., (2003), “Vergilendirmenin Ekonomik Büyüme ve Kalkınmaya Etkisi”, Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Sayı: 21, Temmuz- Aralık s.97-116.

 

ERDOĞAN, E., (2012), “Vergi Gelirleri İle Ekonomik Büyüme Arasındaki Nedensellik İlişkisi: Türkiye Örneği (1998-2011 Dönemi)”, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisat Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, Ağustos 2012.

 

GÖÇER, İ., MERCAN, M., BULUT, Ş., DAM, M., (2010), “Ekonomik Büyüme İle Vergi Gelirleri Arasındaki İlişki: Sınır Testi Yaklaşımı”, 30 Mayıs 2010, Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı 28, ss. 97-110

 

GÜR, S. U. (2014), “Türkiye’de Vergi Gelirleri İle Ekonomik Büyüme Arasındaki İlişkinin Uzun Ve Kısa Dönemde İncelenmesi”, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Ekonometri Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, Kasım 2014.

 

KARAYILMAZLAR, E., GÖDE, B., (2017), “Vergi Yükünün Ekonomik Büyüme Üzerine Etkisi” Ömer Halisdemir Üniversitesi İktisadi Ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt – Sayı 10(4), s131-142, Ekim 2017

 

KARGI, B., (2007), “Vergi Politikaları Ve İktisadi Gelişme İlişkisi:Türkiye Üzerine Zaman Serileri Analizi”, Beykent Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt-Sayı 1(1), s45-81, 2007.

 

TEMİZ, D., (2008),“Türkiye’de Vergi Gelirleri ve Ekonomik Büyüme İlişkisi: 1960-2006 Dönemi”, 2. Ulusal İktisat Kongresi, 20-22 Şubat 2008, DEÜ İİBF İktisat Bölümü, İzmir.

TURAN, T., (2008),“Maliye Politikası Araçlarının Ekonomik Büyüme Üzerindeki Etkileri”, Sayıştay Dergisi, Sayı:69, s:17-35, Nisan-Haziran.

 

ORGAN, İ., ERGEN, E., (2017) “Türkiye’de Vergi Yükünün Ekonomik Büyümeye Etkileri Üzerine Bir Çalışma”, Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi Enstitüsü, Sayı:27, s:198-207, Mayıs.2017.

 

PAKSOY, S., BAKAN, S., (2010), “Türkiye’ De Uygulanan Vergi Politikaları Ve Ekonomik Büyüme Üzerine Etkileri : (1980 SONRASI), Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, C.9, S.32, s150-170, Bahar 2010.

 

SANDALCI, U., SANDALCI, İ., “OECD Ülkelerinde Ekonomik Büyüme ve Vergi Gelirleri

Arasındaki İlişkinin Ampirik Analizi: 1990 – 2014”, Aksaray Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt – Sayı 9(1), s51-62, Ocak 2017.

 

TÜSİAD, (2012), “Dolaylı Ve Dolaysız Vergilerin Türk Mali Sistemi İçerisindeki Yeri: Siyasal Sosyal Ve Ekonomik Sonuçları”, Ekim 2012.

UYARI: Yayınlanan köşe yazısı veya haberin tüm hakları yazara ve www.verginame.com sitesine aittir.  ” www.verginame.com ” internet sitesi kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here